UYARI!

YAZILARIN HEPSİ KENDİ DENEYİMİMDİR VE ETKİLERİNİN SİZDE DE AYNI OLACAĞININ GARANTİSİ YOKTUR.

TIBBİ BİR EĞİTİMİM YOK,
DOKTOR DEĞİLİM. BURADA SADECE DENEYİMLERİMİ VE YOLCULUĞUMU PAYLAŞMAYI AMAÇLIYORUM.

LÜTFEN BURADA YAZILANLARI BİR REÇETE GİBİ ALIP UYGULAMAYIN. BU YOLCULUKTA PEK ÇOK HATA YAPTIM, TÜM YAZILARI MUTLAKA OKUYUN. 

 

VAHŞİ KADIN’IN YOLCULUĞU: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!

Didem Çivici’den Kandida ve Hayata Dair bir Kitap

    Hayatım, 2006 yılı itibariyle kendini iyiden iyiye göstermeye başlayan ve 2014 senesinde zirve yaparak sağlığımı ve hayata olumlu bakışımı neredeyse tamamıyla yitirmemi sağlayan kandidiyazis[1]ile birlikte derinlikli bir arayışa dönüştü.

         2011. 20’li yaşlarımın ikinci yarısını keyifli karşıladığımı söyleyemem. Panik ataklar, anksiyete ve IBS tanısıyla birlikte hayat çekilmez bir hale gelmişti. Sürekli yorgun hissediyor, bir kaç adım atmakta dahi zorlanıyor, küçücük bir kalp çarpıntısıyla bile ölümle burun buruna geliyordum. Her gün en az üç-dört defa geçirdiğim ataklar sayesinde ölümle yakın bir ilişki kurmayı öğrenmiştim. Fakat her defasında daha güçlü, daha yıpratıcı ve daha yorucuydu. Korkularımın içerisinde kalmak mümkün olmadığı gibi, onlardan kaçmak ve daha iyihissetmek için elimden geleni yapıyordum. Sürekli meditasyon yapıyor, dua ediyor ve seyahate çıkarak kötü duygulardan, aslında kendimden kaçıyordum. Fakat ben daha iyinin peşinde koştukça içimdeki öfke daha da artıyordu ve bu duygu, ilişkilerimi ve iletişimimi de zedeliyordu. Hayatım böyle devam edemezdi, biliyordum. Sağlığımı yitiriyordum ve bu sürecin köklerinin benimle ve inançlarımla alakalı olduğuna dair bir fikrim vardı. O zamanlar dışarıdan yardım alacağımı dahi düşünemediğim için (çünkü güçlü bir genç kadın olmam öğütleniyordu) her şeyi kendi başıma çözmeye karar verdim.

   IMG-20180618-WA0013

          Çoğumuz vahşi özümüzle temasımızı yitirmiş insanlar olarak hayatlarımızı vasat bir şekilde idame ettirmeye çabalıyoruz. Sıkıcı işlerimizi bitirmeye, sıkıcı ilişkilerimizi devam ettirmeye, sıkıcı günleri ve geceleri öldürmeye çalışıyoruz. İçimizdeki o kocaman karanlıkboşluğa temas etmemek, yalnızlığımızı hatırlamamak adına işe, alışveriş merkezlerine, güzellik ve spor salonlarına, genelevlere veya kişisel gelişim çalışmalarına koşuyor ya da kendimizi politikaya ve yardım kurumlarına adıyoruz. Kısacası karanlığımızla, duygularımızla, hikayelerimizle, vahşi olanla yüzleşmemek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çünkü orasıkorkutucu; çünkü orasıbilinmezliklerle dolu.

            Fakat bize kimse yüzümüzü ışığa değil de karanlığa dönmemizi söylemedi. Bize kimse potansiyellerimizin ve yaratıcı gücümüzün karanlıkta olduğunu söylemedi. Bize kimse vahşi özümüzün bize kalan miras ve zenginlik olduğunu söylemedi. Biz karanlığa, gölgelere, vahşi olana arkamızı dönmeyi öğrendik. Ve biz bunu yaparken derinlerde bir şeyin sessizce büyüdüğünü, öfkelenmeye başladığını fark edemedik. Mutsuzluğumuzun, huzursuzluğumuzun ve tatminsizliğimizin köklerinin karanlığa uzadığını göremedik… görsek de yok saydık.

            Doğadan şehre adım attığımızda arkamızda bıraktığımız tek şey doğa değildi. Biz aslında tüm özümüzü, benliğimizi de arkamızda bıraktık. Şehrin aydınlığına çekildik ve ormanın karanlığından kaçtık. Şimdi ise farklı yollarla aslında kendimizi arıyoruz. 

      Dünyada gördüğümüz hastalıklar, savaşlar, ihanetler, krizler, kazalar… görmeyi reddettiğimiz karanlığımızın bilinme çabaları olabilir mi?     

      Kararlarımızı (evlilik, çocuklar, kariyer…), kendi karanlığımızdan kaçmak ve iyi hissetmek uğruna bilinçsizce alıyor olabilir miyiz?  

      Seçimlerimiz bize mi, yoksa başkalarına (topluma, ailemize, sosyal çevremize…) ya da geçmişimize (travma ve hikayelerimize) mi aitler?

      Bize ait olduğunu düşündüğümüz onca kararın ardındaki dinamikleri görebilsek ve bu dinamikleri değiştirmeye kalksak ne, nasıl değişirdi?

 

Didem Çivici – Copyright ©2018
Wild Woman Academy Kurucusu, Eğitmen, Yazar
www.didemcivici.com

 

[1]kandida mantarı enfeksiyonu.

Flora ve Candida… Masum bir aşk öyküsü ❤❤❤

Muhteşem bir Candida Hikayesi 🙂 Çok güldüm 🙂
by Beşir Vedat Eren
 
Flora ve Candida…
Masum bir aşk öyküsü…❤❤❤
 
couple-in-love
Candida: Müsaitseniz bir şeyler yiyelim içelim…Ne dersiniz?
Flora : Ay ne desem. Peki…Çok az zamanım var ama…
Candida : Garson bize birer porsiyon baklava..Bol şerbetli…
Flora: Ay…çok güzelmiş…
Candida : Şey bir şey diyecektim. Bir kaç gün sende kalabilirmiyim?
Flora: Yani…Herşey çok hızlı gelişiyor…Ne desem. Peki.
Candida : Yalnız evde yararlı bakteri falan varsa…Alerjim var biraz..
Flora : Aman. Onların yeri ayrı. Seninki ayrı. Kıskandınmı yoksa…
Candida floraya yerleşir. Mutlu günler bitmek üzeredir…
Candida…Floraya hiç yardımcı olmuyordur artık. Flora hem çalışıyor hemde candida için tatlı ve karbonhidrat bulabilmek adına bankalardan kredi çekmektedir.
Candida tatlısını yiyip sırtını dönüp uyumaktadır. Ürettiği organik alkolden içip, meze yokmu…Her gün b..k mu yiyeceğiz…şeklinde bağırıp, çağırıp, Floranın en sevdiği ona destek veren ailedeki tüm bakterilerle tartışmaktadır. Florayı tehdit edip, bir daha bu bakterilerle görüşmeyeceksin demektedir. Yararlı bakterilerde, flora üzülmesin diye ona belli etmeden, sessizce florayı terk ediyorlarmış.
Flora kararını verir. Bunun sevdiği ne? tatlı, karbonhidrat…Bunları artık eve sokmaz. Candidaya çalış kendin al der…Candida…artık iyice sinirlenir…Diğer akrabalarıda tehdit etmeye başlar. Karaciğer vb.
Flora : Hani aşıktın bana?
Candida .: Ağzın sarmısak kokuyor..
Flora : Şimdi öyle oldu peki…
Candida : Bana eve misafir almayacağına söz vermiştin ama…Bu prebiyotik ve Probiyotiklerden hiç hoşlanmadım. Bunları yuvamıza getirme. Dışarda görüş…
 
….Flora…Her şeyin farkındadır. Candida sahip olduğu her şeyi elinden almıştır. Artık candidan kurtulmak için her şeyi yapmaya başlar.
 
…..Candida…Bedenen ordadır. Ama ruhunda yeni ve genç floraların hayali vardır.
 
……Bu hikaye 3 ay sonra biter. Candida artık yoktur.
 
…..Flora aşk acısını atlatır ve eskisi gibi neşeli, mutlu bir dünyası olur.
 
İçinizdeki florayı yaşatın.