VOL. 8: YENİ BİR YAŞAM

Son makaleyi yayınlamamın üzerinden 3 sene geçmiş (2016). Uzun zamandır bir yazı daha eklemeyi düşünüyor olsam da başka öncelikler nedeniyle ancak sıra gelebildi, fakat bu süre boyunca yüzlerce mail aracılığıyla kandidadan mustarip pek çok insanla tanıştım. Elimden geldiğince, bilgim yettiğince destek olmaya ve yönlendirmeye çabaladım. Henüz beslenme ve diyet terapistliği unvanımı edinmediğim için “tavsiye” vermekten kaçındım, bundan dolayı affınıza sığınıyorum. Bireysel olarak benimle iletişime geçen herkese bunun nedenini sıkılmadan anlatıyorum, burada da ifade etmek istiyorum, zira benim için kıymetli ve hassas bir alan:

Bireysel tavsiye vermememin en baştaki nedeni elimde tıp ya da terapistliğe dair bir diplomamın olmamasıydı. Her ne kadar doktorların çoğunluğuna özellikle de kandida konusunda hiç güvenmiyor olsam da konunun hukuki boyutunu göz ardı edemem. Zaten beslenme ve diyet terapistliği okumak istememin asıl nedeni de bu alanda daha rahat konuşup yazabilmekti. Artık bu konuda özgürüm ve deneyimlerimi, gözlemlerimi ve araştırmalarımı önümüzdeki aylarda bir kitapta toplayacağımın da müjdesini rahatlıkla verebilirim. Bununla birlikte, yine de hiçbir ifadem “tavsiye” olmayacaktır, çünkü bir “tedavi” önermediğim gibi çözüme sahip olduğumu da savunmuyorum. Ben sadece şunu söylüyorum: Kronik kandida lokal olarak değil, bütünsel ele alınması gereken ve sadece insan bedenini hedef alan bir görüşle incelenmemesi gereken bir rahatsızlık. Mümkün olduğunca bütüncül bir yaklaşım takip edildiği takdirde kişinin sağlıklı bir bedene yeniden kavuşması kaçınılmaz.

Ve en önemlisi: Benim takip ettiğim ve uyguladığım her şey benim kendi yolculuğum ve bu yolculuk benim biricik hayatımın eseri. Yani buradan yola çıkarak şunu da söylüyorum: Her insan bedeni biricik ve tamamıyla kendi hikayesi göz önüne alınarak analiz edilmeli. Söz konusu “biriciklik” olunca elbette ki işler karışıyor, zira bildiğimiz modern tıp yöntemleri işlevini maalesef kaybediyor. Çünkü modern tıp “konvansiyonel” bir bakış açısına sahip ve bu bakış açısı da insanı “bütün” değil “parça parça” incelemeyi getiriyor, ki söz konusu kandida olduğunda bu yöntem hiçbir şekilde kişiyi sağlığına kavuşturamıyor. Kandida metabolik bir rahatsızlık ve gözlemim o ki kandidayı iyileştirmek için sadece ilaç ya da sadece diyet yeterli değil. Kandida tedavisinde yer alan alanların etkileri konusundaki tahminlerim şöyle:

Lokal krem/ilaçlar: %5-10

Beslenme ve Diyet (Gıda Destekleri dahil): %20-25

Egzersiz: %10-15

Duygusal/Psikolojik Destek (Stres kontrolü/Terapi vs.): %60-70

Kısacası, fiziksel uygulamalar bu işin en fazla %30-40’ını oluşturuyor. Bu nedenle de çoğu kişi protokolü uygulasa dahi sonuç alamayabiliyor. Bunun bir nedeni bu, diğer nedeni de daha önce de dediğim gibi kişinin “biricik” hikayesi. Bu “biricik” hikâye ne demek peki?

Ben biricik hikâye dediğimde kişinin metabolik yapısının biricikliğini, yani bedenin kişiye has çalışma stratejisini ve yapısını kastediyorum. Buna ek olarak kişinin psikolojik geçmişi de biricik. İki kadının vajinal kandida rahatsızlığı ve süreci aynı şekilde devam etmiyor. Elbette benzerlikler, ortak noktalar var fakat iki bireyin süreci birbiriyle aynı değil. Eğer biz tek tip bir protokolü ya da tedaviyi herkese uygularsak başarı hikayelerimizin yüzdesi oldukça düşük olacaktır. İşte bu nedenle bireysel rehberliklerimde hep altını çizdiğim şey, kişinin kendi yolculuğunda kendini tanıması ve edindiği bilgileri kendi biricik yaşamına uygulayabilme yeteneğini geliştirmesi. Bunu yapabilmenin, kandidayla dost olmak yolunda bize yardımcı olacak en büyük destek olduğunu düşünüyorum.

Peki bir de benim son 3 seneki hikâyeme bakalım… Çokça soru alıyorum: Sağlığım nasıl, kandida tekrarladı mı, diyete hala devam ediyor muyum?

2014 yılından bu yana iki defa 3-4 günlük hafif akıntı-kaşıntı deneyimlememin dışında kandida metabolik olarak da vajinal olarak da hayatımda bir daha belirmedi. Bu iki deneyimin ise nasıl oluştuğuna dair oldukça net gözlemlerim var: Birkaç hafta düzenli şarap, karbonhidrat ve şeker alımı ve stres. Bu dördünden uzak kaldığım sürece beslenmemi esnetsem dahi kandida geri dönmedi. Fakat diğer bir gözlemim o ki en büyük etken stres ve alkoldü. Şu anda günlük beslenmemin içerisinde anti-kandida protokolü uyguladığım 2 sene boyunca hiç tüketmediğim derecede karbonhidrat ve kafein tüketiyorum örneğin: Günde 2 Türk kahvesi ve 3-4 dilim ekmek ve pilav ve makarna. Açıkçası beslenmemdeki bu değişiklik şu anda bedenimin dengesini bozmaya yetmiyor çünkü çok uzun bir süre (3 yıl) çok disiplinli bir diyet uyguladım. Sadece diyetle de kalmadım, psikoterapi, psikanaliz ve kişisel uygulamalarla kendimi tanıma ve dönüştürme yolculuğuna çıktım. 2014 yılından bu yana hayatımın odak noktasında kendimle tanışmakvar. İşim, özel hayatım, aile ve sosyal ilişkilerim tamamıyla kendi bireysel yolculuğumun etrafında konuşlanıyor ve bu sayede kendimi gözettiğim, sağlığımı (bedensel/duygusal/psikolojik) önemsediğim ve potansiyellerimi keşfettiğim bir hayatı yaratabildim. Açıkçası burada yazdığım her şey rahatsızlığınız ne olursa olsun geçerli diye düşünüyorum. Bence amaç hastalık ya da rahatsızlıkları yok etmek ya da kurtulmak değil, kendimi tanımak olmalı. Ben kendi biricik bedenimde, biricik ruhumda neler olduğunu gerçekten anlayabildiğimde kendim için eyleme geçebilir, bedenimin ihtiyaçlarını, çığlıklarını duyabilir hale gelirim. Aksi halde hangi doktor size ilaç yazarsa yazsın, hangi şifacıya giderseniz gidin sizi “sizden” kurtaramayacaktır.

Son olarak… “Kandida Bye Bye” kitabı çıkana dek eğer bu süreçte nasıl yol aldığımı, nelere başvurduğumu daha detaylı dinlemek isterseniz “Vahşi Kadın’ın Yolculuğu” kitabımla tanışmanızı öneririm.

Umuyorum biricik yaşamınızda biricik kendinizle tanışmanız mümkün olur.

Sevgi ve keyifle,
Didem Çivici
www.didemcivici.com

UYARI!

YAZILARIN HEPSİ KENDİ DENEYİMİMDİR VE ETKİLERİNİN SİZDE DE AYNI OLACAĞININ GARANTİSİ YOKTUR.

TIBBİ BİR EĞİTİMİM YOK,
DOKTOR DEĞİLİM. BURADA SADECE DENEYİMLERİMİ VE YOLCULUĞUMU PAYLAŞMAYI AMAÇLIYORUM.

LÜTFEN BURADA YAZILANLARI BİR REÇETE GİBİ ALIP UYGULAMAYIN. BU YOLCULUKTA PEK ÇOK HATA YAPTIM, TÜM YAZILARI MUTLAKA OKUYUN. 

 

VAHŞİ KADIN’IN YOLCULUĞU: Kendinle ve Yaşamla Bağlantıya Geç!

Didem Çivici’den Kandida ve Hayata Dair bir Kitap

    Hayatım, 2006 yılı itibariyle kendini iyiden iyiye göstermeye başlayan ve 2014 senesinde zirve yaparak sağlığımı ve hayata olumlu bakışımı neredeyse tamamıyla yitirmemi sağlayan kandidiyazis[1]ile birlikte derinlikli bir arayışa dönüştü.

         2011. 20’li yaşlarımın ikinci yarısını keyifli karşıladığımı söyleyemem. Panik ataklar, anksiyete ve IBS tanısıyla birlikte hayat çekilmez bir hale gelmişti. Sürekli yorgun hissediyor, bir kaç adım atmakta dahi zorlanıyor, küçücük bir kalp çarpıntısıyla bile ölümle burun buruna geliyordum. Her gün en az üç-dört defa geçirdiğim ataklar sayesinde ölümle yakın bir ilişki kurmayı öğrenmiştim. Fakat her defasında daha güçlü, daha yıpratıcı ve daha yorucuydu. Korkularımın içerisinde kalmak mümkün olmadığı gibi, onlardan kaçmak ve daha iyihissetmek için elimden geleni yapıyordum. Sürekli meditasyon yapıyor, dua ediyor ve seyahate çıkarak kötü duygulardan, aslında kendimden kaçıyordum. Fakat ben daha iyinin peşinde koştukça içimdeki öfke daha da artıyordu ve bu duygu, ilişkilerimi ve iletişimimi de zedeliyordu. Hayatım böyle devam edemezdi, biliyordum. Sağlığımı yitiriyordum ve bu sürecin köklerinin benimle ve inançlarımla alakalı olduğuna dair bir fikrim vardı. O zamanlar dışarıdan yardım alacağımı dahi düşünemediğim için (çünkü güçlü bir genç kadın olmam öğütleniyordu) her şeyi kendi başıma çözmeye karar verdim.

   IMG-20180618-WA0013

          Çoğumuz vahşi özümüzle temasımızı yitirmiş insanlar olarak hayatlarımızı vasat bir şekilde idame ettirmeye çabalıyoruz. Sıkıcı işlerimizi bitirmeye, sıkıcı ilişkilerimizi devam ettirmeye, sıkıcı günleri ve geceleri öldürmeye çalışıyoruz. İçimizdeki o kocaman karanlıkboşluğa temas etmemek, yalnızlığımızı hatırlamamak adına işe, alışveriş merkezlerine, güzellik ve spor salonlarına, genelevlere veya kişisel gelişim çalışmalarına koşuyor ya da kendimizi politikaya ve yardım kurumlarına adıyoruz. Kısacası karanlığımızla, duygularımızla, hikayelerimizle, vahşi olanla yüzleşmemek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Çünkü orasıkorkutucu; çünkü orasıbilinmezliklerle dolu.

            Fakat bize kimse yüzümüzü ışığa değil de karanlığa dönmemizi söylemedi. Bize kimse potansiyellerimizin ve yaratıcı gücümüzün karanlıkta olduğunu söylemedi. Bize kimse vahşi özümüzün bize kalan miras ve zenginlik olduğunu söylemedi. Biz karanlığa, gölgelere, vahşi olana arkamızı dönmeyi öğrendik. Ve biz bunu yaparken derinlerde bir şeyin sessizce büyüdüğünü, öfkelenmeye başladığını fark edemedik. Mutsuzluğumuzun, huzursuzluğumuzun ve tatminsizliğimizin köklerinin karanlığa uzadığını göremedik… görsek de yok saydık.

            Doğadan şehre adım attığımızda arkamızda bıraktığımız tek şey doğa değildi. Biz aslında tüm özümüzü, benliğimizi de arkamızda bıraktık. Şehrin aydınlığına çekildik ve ormanın karanlığından kaçtık. Şimdi ise farklı yollarla aslında kendimizi arıyoruz. 

      Dünyada gördüğümüz hastalıklar, savaşlar, ihanetler, krizler, kazalar… görmeyi reddettiğimiz karanlığımızın bilinme çabaları olabilir mi?     

      Kararlarımızı (evlilik, çocuklar, kariyer…), kendi karanlığımızdan kaçmak ve iyi hissetmek uğruna bilinçsizce alıyor olabilir miyiz?  

      Seçimlerimiz bize mi, yoksa başkalarına (topluma, ailemize, sosyal çevremize…) ya da geçmişimize (travma ve hikayelerimize) mi aitler?

      Bize ait olduğunu düşündüğümüz onca kararın ardındaki dinamikleri görebilsek ve bu dinamikleri değiştirmeye kalksak ne, nasıl değişirdi?

 

Didem Çivici – Copyright ©2018
Wild Woman Academy Kurucusu, Eğitmen, Yazar
www.didemcivici.com

 

[1]kandida mantarı enfeksiyonu.

Flora ve Candida… Masum bir aşk öyküsü ❤❤❤

Muhteşem bir Candida Hikayesi 🙂 Çok güldüm 🙂
by Beşir Vedat Eren
 
Flora ve Candida…
Masum bir aşk öyküsü…❤❤❤
 
couple-in-love
Candida: Müsaitseniz bir şeyler yiyelim içelim…Ne dersiniz?
Flora : Ay ne desem. Peki…Çok az zamanım var ama…
Candida : Garson bize birer porsiyon baklava..Bol şerbetli…
Flora: Ay…çok güzelmiş…
Candida : Şey bir şey diyecektim. Bir kaç gün sende kalabilirmiyim?
Flora: Yani…Herşey çok hızlı gelişiyor…Ne desem. Peki.
Candida : Yalnız evde yararlı bakteri falan varsa…Alerjim var biraz..
Flora : Aman. Onların yeri ayrı. Seninki ayrı. Kıskandınmı yoksa…
Candida floraya yerleşir. Mutlu günler bitmek üzeredir…
Candida…Floraya hiç yardımcı olmuyordur artık. Flora hem çalışıyor hemde candida için tatlı ve karbonhidrat bulabilmek adına bankalardan kredi çekmektedir.
Candida tatlısını yiyip sırtını dönüp uyumaktadır. Ürettiği organik alkolden içip, meze yokmu…Her gün b..k mu yiyeceğiz…şeklinde bağırıp, çağırıp, Floranın en sevdiği ona destek veren ailedeki tüm bakterilerle tartışmaktadır. Florayı tehdit edip, bir daha bu bakterilerle görüşmeyeceksin demektedir. Yararlı bakterilerde, flora üzülmesin diye ona belli etmeden, sessizce florayı terk ediyorlarmış.
Flora kararını verir. Bunun sevdiği ne? tatlı, karbonhidrat…Bunları artık eve sokmaz. Candidaya çalış kendin al der…Candida…artık iyice sinirlenir…Diğer akrabalarıda tehdit etmeye başlar. Karaciğer vb.
Flora : Hani aşıktın bana?
Candida .: Ağzın sarmısak kokuyor..
Flora : Şimdi öyle oldu peki…
Candida : Bana eve misafir almayacağına söz vermiştin ama…Bu prebiyotik ve Probiyotiklerden hiç hoşlanmadım. Bunları yuvamıza getirme. Dışarda görüş…
 
….Flora…Her şeyin farkındadır. Candida sahip olduğu her şeyi elinden almıştır. Artık candidan kurtulmak için her şeyi yapmaya başlar.
 
…..Candida…Bedenen ordadır. Ama ruhunda yeni ve genç floraların hayali vardır.
 
……Bu hikaye 3 ay sonra biter. Candida artık yoktur.
 
…..Flora aşk acısını atlatır ve eskisi gibi neşeli, mutlu bir dünyası olur.
 
İçinizdeki florayı yaşatın.